Mahya ve Ramazan 2010

Ramazan ayının son gününü yaşıyoruz. Insanlar bu yıl Ağustos ayının sıcak ve uzun günlerinde neredeyse 16 saat oruç tuttular. Bu uzun sürede çalışanların verimliliği düştü, iftar saati yaklaştıkça sinirlerin gerildiği de oldu. Pide kuyruklarında tartışmalar, trafikte kurallara uyulmaması sıradan hareketler haline geldi.

12 Eylül’de gerçekleşecek referandumun da etkisiyle, belediyeler bu seneki iftar yemeklerini abarttılar. Istanbul Esenler ve Ümraniye belediyelerinin 40 bin kişiye verdiği iftar yemekleri aklımda kalanlardan sadece birkaçı. Bunlar günümüzdeki Ramazan ayları için sıradan olaylar.

Geçmişten günümüze ramazan aylarında yaşatılan güzel gelenekler de var. Bu güzelliklerden biri de “mahya”.

Mahya, ramazanlarda çifte minareli olan camilerde iki minare arasına gerilen ipe asılmak suretiyle kandillerle yazılan yazı ve yapılan resimlere verilen ad. (1)

Mahyanın Osmanlı’ya ve özellikle Istanbul’a özgü bir gelenek olarak ortaya çıkması 1550 li yıllara kadar gidiyor. Bugünlerde pek rastlamasak da kuş, çadır, top gibi çizimler o dönemde sıklıkla mahya olarak yapılırmış. Yazılar ise dönemin şartlarına uygun olarak değişiklik göstermiş. Iste bazı örnekler;
– “Padişahım çok yaşa”
– “Yaşasın cumhuriyet”
– “Yerli malı al”
– “Var ol İnönü”
– “Önce vatan”

Elektrik ışığının olmadığı dönemlerde, geceleri karanlıklar içinde kalan şehir, Ramazan ayının gelmesiyle ışıl ışıl bir hal alıyor ve herkes rengarenk ramazan gecelerinde sabahlara kadar (sahur vaktine kadar) gezip eğleniyormuş. Bugünkü aydınlık dünyamızda mahyaların insanlara ne tür manevi hazlar verdiğini tahmin etmemiz pek kolay değil ama iftar öncesi ve sırasında oluşan sessizlik ve insanların sofrada sabırlı bekleyişlerinin hazzının hala aynı derecede hissedilebildiğini düşünüyorum.

Iste 2010 Istanbul’un dan mahya örnekleri;

YENI CAMI

SULTANAHMET CAMI

SÜLEYMANIYE CAMI

(1) Ismail Kara, Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı:201.

Yazıcı Dostu Yazıcı Dostu

“Mahya ve Ramazan 2010” yazısını yorumla;